İkram Arslan, Ajanshatti.com'a konuştu!

Bugünkü köşemizde değerli yazar İkram Arslan'ı ağırlıyoruz. Kendisi hem iyi bir editör, hem de çok iyi bir yazar. Halid bin Velid ve Ömer Bin Abdulaziz gibi çok önemli eserlere imzasını atmış İkram Arslan'ın benim için de büyük bir önemi var tabii ki. Bilindiği üzere Kontrpiye adlı kitabımın editörü de olan İkram Arslan, sadece benim değil birçok ismin de yazarlık macerasına başlamasında iyi bir yere sahip. Gelin hep birlikte İkram Arslan'ın iç dünyasına inelim...

İkram Arslan, Ajanshatti.com'a konuştu!
26 Nisan 2020 - 20:00
Reklam
Ercan Ertan - Ajanshatti.com Özel Röportaj
Ajanshatti.com olarak edebiyatımızın sevilen yazarlarıyla olan röportajlarımıza devam ediyoruz. Bugün köşemizde Halid bin Velid ve Ömer Bin Abdulaziz kitaplarının yazarı İkram Arslan var. Genel Yayın Yönetmenimiz Ercan Ertan sordu, değerli yazar İkram Arslan cevapladı.

İKRAM ARSLAN KİMDİR?

Hayatının yarısı yayıncılıkta geçmiş birisidir. Öyle görünüyor ki geçirmeye devam da edecek.
Gerçekten de hafıza defterimi şöyle bir yoklamak istediğimde, anılarımın bir köşesinde kitabın dekor olarak her zaman yer ettiğini görebiliyorum.

Hayatımın diğer yarısı ise çok, hatta çok çok hızlı geçmiş gibi hissediyorum. Ağrı’nın küçük bir ilçesi olan Eleşkirt’te dünyaya gözlerimi açmışım. Ovalarında koşmuş, çayırlarında hayvan otlatmış, çaylarının soğuk sularını içmişim. İlkokul, ortaokul derken lise için başka bir ilçesi olan Patnos’a gitmişim. O 3 yıllık lise dönemim, bu ilk 20 yıllık süre içerisinde en çok hatıramın olduğu yıllardır diyebilirim. Yatılı okulun vermiş olduğu gariplik hissinin bunda etkisi fazla olabilir. Sonra yine hızlı bir seyir...

Yirmi yaşındayken yayıncılığa başladım. Birkaç yıl yayıncılıkla ilgili farklı kademelerde çalıştım. Sonrasında asıl mesleğim olan editörlüğe başladım. Bir şeyler kattığım ama daha çok istifade ettiğim kitap/yazar sayısı hiç de az değildir.

Kitapla beraber yürüttüğüm başka şeyler de oldu. TV, radyo programları hazırlayıp sundum. Bazı kültür dergilerinde yazılarım yayımlandı. Bunlar güzel şeylerdi. Editörlük mesleğiyle birlikte pek çok tecrübe kazanmama, farklı simalarla tanışmama vesile oldular.

Daha anlatılacak çok şeyler vardır ama ana hatlarıyla kendimden bu şekilde bahsedebilirim.

SORU: Peki bu sürecin içerisinde bir yerde başlayan bir yazma süreci oldu. Sizi yazmaya iten şey ne oldu? Onu da sizden dinleyebilir miyiz?
Yazmak aslında duygularımızın dışa vurumu gibi bir şeydir. Size göre “doğru olan” ya da tam tersi “yanlış giden” bir şeyler varsa bu sizi yazmaya iter. Hele bazı duygular taşma noktasındaysa artık sizi ne kalemin ucunun kırık olması ne müsveddenin kirli olması ne de ışığın fazlasıyla loş olması engeller. Bir de bakarsınız ki bir köşeye çekilmiş ha bire bir şeyler karalıyorsunuz...



Tabii bu, yazmanın bir yönü... İş kitap yazmaya gelince durum biraz farklılık arz ediyor. Kitap yazmak aniden gelişen bir şey değildir. Çok daha uzun soluklu bir uğraştır. Kararını vermek bile bazen aylar, hatta yıllar alabilir. Kitabın yazım süreci de bundan çok daha uzun sürebilir. Ben kendi kitap yazmaya başlama serüvenimi uzun bir yolculuğa benzetsem sanırım yanlış olmaz. Şöyle ki:

Bundan 15 yıl önce internette bir blog sayfası açmıştım. İki arkadaşımla birlikte yazılarımızı yayımlıyorduk. O bizim için güzel bir heyecan olmuştu. Bu sayfanın önemli bir özelliği, yazdığımız yazıları önce arkadaşlarla kendi aramızda kritik etmekti. Güçlü/zayıf yanlarımızı tespit ediyor, bir sonraki yazımızda bunlara dikkat ederek yazıyorduk. Belki de yazı noktasında bizi yetiştiren önemli bir faaliyet olmuştu bu. Editörlük mesleğinde daha ziyade başkalarının yazdıklarına yoğunlaşıyorsunuz. Ama bu sitede biz kendi yazı fidanımızı gün gün suluyor, olgunlaşması için çok ihtimam gösteriyorduk.



Bu şekilde siteye makalelerimizi eklerken ben bir taraftan da bir konu üzerinde çalışmaya başlamıştım. Kafamı kurcalayan bir şey vardı. Merak ettiğim bir konu. Hastalıkların, belaların insana nasıl faydalar sağladığıyla ilgili araştırmalar yapıyordum. Çünkü şuna inanıyordum: “Allah bizi mükemmel yaratmış. Ama hastalıklar, belalar, dertler bu mükemmelliği bozuyor. Oysa Allah boş bir şey yaratmaz. Madem öyle, bunda bir takım sırlar olmalı.” diyerek başlamıştım çalışmaya. Yaklaşık 200 sayfalık bir araştırma ortaya çıktı. Dosya yayımlanmadı ama beni, kalemimi, araştırma yönümü çok iyi bir noktaya taşıdı. Sonrasında bir çocuk romanı kaleme aldım. Küçük bir köyde yaşayan çocukların sevinçlerini, mücadelelerini, paylaştıklarını/paylaşamadıklarını konu alan bir kitaptı.

SORU: Dünya Edebiyatı'ndan veya Türk Edebiyatı'ndan etkilendiğimiz yazarlar oldu mu?
Elbette oldu. Rus ve Fransız klasik yazarlarının betimlemeleri çok hoşuma gidiyor. Hatta şunu diyeyim: Balzac’ın cümle dizilimine benzer bir dil tutturmak için epey uğraştım ama yürümedi. Neticede herkesin kendine has bir dil yapısı var... Amerikan ve İngiliz yazarlarında çoğunlukla olay endeksli bir yaklaşım var. Yani olaylar o kadar hızlı cereyan ediyor ki cümlelerin yalın ya da süslü olması sizin aklınıza gelmiyor. Genelleme yapmamak lazım ama okuduklarımdan çıkardığım sonuçlar bu şekildeydi.

Çocuk edebiyatında Norveçli yazar Roald Dahl’ın hayal gücünden çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Gündelik basit bir olayı ele alışı ve işleyişi çok farklı.

Mısırlı yazar Necip Mahfuz’un tarzı da dikkatimi çekmişti. Mahfuz aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan ilk Arap yazardır. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Midak Sokağı isimli romanını temin etmiştim. Açıkçası, bir sokakta yaşanan, bir dünyanın özeti gibi gelmişti bana. Özellikle “para” denen metanın insanları ne hale soktuğunun çok güzel bir örneği olmuştu.

"AHMET HAMDİ TANPINAR
BENİM DÜNYAMDA GÜZEL UFUKLAR AÇTI"


Türk edebiyatında sayabileceğim çok yazar var. Özellikle klasik dönem edebiyatçılarını sayabilirim. Ama tek tek saymayacağım ama Tanpınar’a değinmesem olmaz. Özellikle beş şehir kurgusu benim dünyamda güzel ufuklar açmıştı. Kalemle, kitapla neler yapılabileceğine, inşa edilebileceğine dair farklı bir deneyim kazanmıştım Beş Şehir’le. Saatleri Ayarlama Enstitüsü de nispeten girift yapısıyla romanda merak unsurunun okuru nasıl cezbettiğinin güzel bir örneği olmuştu benim için.

Günümüz yazarlarını da okuyorum elbette. Ancak onlar için etkilenmek değil de, istifade etmek demem daha uygun olur kanaatimce.

Sizin editör olduğunuzu da biliyoruz. Bugüne kadar onlarca kitap sizin elinizden geçti diyebiliriz. Mesleğinizin yazarlığınıza daha çok katkısı mı oldu, yoksa dezavantajları var mı?
Katkısı olduğu muhakkak... Elinizden çok sayıda kitap geçiyor ve bunların artıları eksilerini görüyorsunuz. Hem bilgi açısından hem de kitabın ele alınış tarzı açısından çok şey öğreniyorsunuz. Bu birikimler de yazarlığı olumlu yönde etkiliyor.



SORU: Halid bin Velid de Ömer bin Abdülaziz de İslam tarihinin çok önemli isimleri. Büyük araştırma isteyen bu kitapların demlenmesi nasıl oldu? Macerasını kısaca anlatır mısınız?
Memnuniyetle. Yukarıda bahsettiğim yazı serüveni beni bir noktaya kadar olgunlaştırmıştı.  Ama bunun meyvesini, bir yurt dışı seyahatimden sonra aldığımı belirtmeliyim. Şöyle ki:

ARSLAN, ÖMER BİN ABDULAZİZ ADIYLA İLK KEZ SURİYE GEZİSİNDE TANIŞMIŞ

Suriye’ye yaptığımız bir gezide Ömer bin Abdülaziz’in kabrini ziyaret etmiştik. Orada duyduklarım beni çok etkilemiş ve bu önemli şahsı tanımam gerektiği kanaatini bende oluşturmuştu.

Türkiye’ye döner dönmez hemen bir kitap temin edip okumaya başladım. Okudukça hayranlığım arttı. Birkaç kitap daha alıp okudum. Sonrasında bu önemli şahsı daha çok kişiye tanıtmalıyım düşüncesiyle Ömer bin Abdülaziz’in hayatını roman üslubuyla kaleme almaya karar verdim. Çok yorucu geçen bir süreçte tamamlamak nasip oldu. Bir buçuk yıl sürdü. Yayınevinin de teveccühüyle yayımlandı ve beklediğimden daha tatlı makes buldu.



Sonrasında Halid bin Velid’in hayatını yine roman şeklinde kaleme aldım. Ama burada şöyle bir durum var. Halid bin Velid aslında benim çocukluğumdan beri dünyamda yer eden bir isimdi. Adeta kahramanım gibiydi. Şayet yazacak olsam ilk onu yazarım diye düşüncem vardı. Ama kader farklı bir yol gösterdi. Sadece kim olduğunu öğrenmek için araştırdığımı Ömer bin Abdülaziz, bir anda farklı bir gaye olarak dünyamda yer etmişti.

SORU: Peki yeni kitaplar gelecek mi?
Gelir diye ümit ediyorum. Ben çalışmalarıma devam ediyorum. Ama yayın piyasası nasıl seyreder, okuyucuların ilgileri hangi yöne kayar bilemeyiz.

Halid bin Velid romanı tamamlandıktan sonra İmam Şafii’nin hayatını araştırmaya başladım. Yine hayran kaldığım bir şahsiyet çıktı karşıma. Yine roman üslubuyla kaleme aldım. Yazımı devam ediyor. Şimdilik kısa bir ara vermem gerekti.

Çocuklar için bir hikâye seti hazırlıyorum. On kitaptan oluşacak. Bunların birkaç tanesi hazır. Tamamı bittiği zaman ve siz de teveccüh buyurursanız burada onunla ilgili de sohbet ederiz.

Ercan Ertan: Tabii, neden olmasın? Memnun oluruz.
İkram Arslan: Teşekkür ederim.

Başka bir çocuk seti çalışmam daha var. Ama ona İmam Şafii romanını tamamladıktan sonra devam edeceğim inşallah.



SORU: Bir editör olarak kitap yazan genç yazar ve yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler?
Çok klasik olacak ama okumalarını tavsiye ederim. Bunu içten gelerek söylüyorum.

SORU: Neden okumak? Çok yazmaları gerekir demeniz gerekmez miydi?
Nedeni şu: Artık imkan genişliğinden dolayı yazmak çok kolaylaştı. İnsanlar her mecrada yazıyorlar. Ancak bu yazmalar tıpkı zamanımızın fastfood kültürü gibi hızlı bir tüketim örneği gösteriyor. Sosyal medya mecralarında bir süre var olup kayboluyor.

Bu imkan genişliği okuma kolaylığı da getirdi ama maalesef okurdan çok yazar olduk. Ama önümüzde bir gerçek var ki: İyi bir okur olmayan, kaliteli eserler üreten başarılı bir yazar olamıyor. Bunun çok örneklerine şahit oldum.

Bu konuda size çarpıcı bir şey söyleyeyim. Yayınevlerine gönderilen kitapların kahir ekseriyeti, belki de yüzde doksan dokuzu yazarlarına iade ediliyor. Neden? Az önce dediğim fastfood kültürü dosyalar oldukları için. Bir şeyler anlatılmaya çalışılmış, bunu hissediyorsunuz. Ama maalesef derinlikten, muhakemeden yoksun...

İşte o yüzde bire girenler, iyi bir okur olduğu, eserinin her sayfasında belli olanlardır.

Ercan Ertan: Bu noktada son bir şey daha sormak isterim.
İkram Arslan: Buyurun lütfen.


SORU: Az önce sosyal medyadan bahsettiniz. Bugünlerde sosyal medyası yüksek olan yazarlar iyi yazar olarak lanse edilmeye başlandı. Katılıyor musunuz bu görüşe?

İyi ya da kötü, sosyal medya artık bizim bir gerçeğimiz haline geldi. Hatta bütün dünyanın en hızlı iletişim mecrası durumunda. Hal böyle olunca önem vermek icap ediyor.

Ben bu konuda şöyle düşünüyorum: Bir insanın sosyal medyasının yüksek olması, diğer bir deyişle takipçi sayısının fazla olması onun bir başarısını gösterir. İletişim kabiliyetinin ya da bizim bilmediğimiz farklı yönlerinin var olduğu açıkça bilinir.

Ancak bunlar işin daha çok pazarlama, tanıtım, reklam kısmına girer.

Yazarlık dediğimiz şey ise bir ihtiyaçtan kaynaklanan ve uzun çabalar neticesinde ortaya konan bilgi birikimi ifade eder. Dolayısıyla ikisi birbirinden farklı şeylerdir.

SOSYAL MEDYA EŞİT DEĞİLDİR İYİ YAZARLIK

Ama şu da bir hakikattir ki sosyal medyası yüksek olmayan nice iyi yazarın kitabını yayınevleri yayımlamak istemiyor. Çünkü tanınmayan bir yazarın kitabını satabilmek bir risk teşkil ediyor artık.

Ben bunun dönemsel bir durum olduğu kanaatindeyim. Her dönemde öne çıkan unsurlar farklı olduğu gibi, sosyal medyanın da gücü bir noktadan sonra değişecektir.

Ercan Ertan: Teşekkür ederiz.
İkram Arslan: Ben teşekkür ederim. Hoş bir sohbet oldu.


Ercan Ertan - Ajanshatti.com Özel Röportaj

YORUMLAR

  • 0 Yorum